Şiirin Çağrısı

Bu yazı şiirin birkaç kesitini deşmek amacındadır; tozpembe bir görü ortaya dökmeyecektir. Şiir uğraşısının ne olduğunu bilmeden
Bu haber 2015-02-21 20:33:47 eklenmiş ve 870 kez görüntülenmiştir.

Şiirin Çağrısı

 

Bu yazı şiirin birkaç kesitini deşmek amacındadır; tozpembe bir görü ortaya dökmeyecektir. Şiir uğraşısının ne olduğunu bilmeden uğraşanların sayısı her geçen gün artmaktadır. ( Büyük bir para ödülü ya da toplumsal saygınlık insanları şiir yazmaya itemez değil mi? ) Hatta şiire yaşama olanağı tanımayacak kadar, saldırgan davranışlar da vardır. Şiirin bunalımlara seğirdiğini, yarım yamalak, yarı örtük  bilinçle dillendirenler de çoğalmaktadır. Etrafı sis bürümemiştir; şiir kendisine yetmektedir çünkü… 

Şiiri, sanatların en taşralısı durumunda görenlerin tekdüze sıkıcılıkla aynılaşan, tekbenci öznelliğe karşı daha korunamamış kişiler olduğu görülür. Şiirdeki sözcükleri, sözlük anlamlarıyla eşleştiren, şiiri bilgilendirici ve teknik düzyazı olarak algılayan okurun yanılgısı olsa gerek, şiirin taşrayla hasada sürüklendiğini varsaymak…  Dans etmekle yürümenin arasındaki farkı görememek gibidir, bu… insanlara musallat olan her türlü kendini beğenmişliğe eleştirimdir şiir… 

Günümüz edebiyat öğretmenlerinin çoğu dahil, vasat okurun, günümüz modern şiirini algılamadıkları yönündeki eleştirileriyle dokumuş oldukları bir halk kültürü içinde yaşıyor olması, şiirin onlara, “gazetecilik diliyle” aktarılması gerekmektedir anlamına gelmiyor. Çoğumuzun modern matematiği bilmemesi, onun yok sayılacağı işaretini vermez. Modern şiirde de bu durum aynı… Şiiri boş bulduğunu söyleyen edebiyat talim çavuşlarıyla, şairin zihin mutfağında nöbete durmamış bön okurun zehirlerini bedenlerinin dışına akıtmaları gerekiyor. Kişisel zayıflıkları ve sınırlılıkları olan böylesi adamların el atmaması gereken bir konu: “Şiir ölüyor !” Şiir, bu slogan cephelerin çağrısının kamçısına boyun eğmez; şiir asla didaktikliğe ve gazeteciliğe dönüştürülemez… Kısıtlı ve bayatlamış görüşlere karşı şiir kendini korur; onu barbarca bir belirsizliğe sokmak isteyenlere karşı tek başına kuvvettir.

İnsan gerçekliğini tehdit eden ve yaşamı panayır aynaları odası yaşamına dönüştüren aldatıcı gündelik mitosları yok sayar şiir. İletişim toplumu yaygarasında, insanı öncelemeyen, yalancı kahramanların basitleştirdiği düş dünyamızı koparan her türlü eylemi ve kapitalist filtrelerden geçirilerek tüketimi dayatan reklam ağızlarını tıkar şiir; insanda yitirilmiş olanları toparlar ve bir arada sunar bizlere… İnsan gerçeğini karşı konulmayacak bir şekilde gösterir… Şiir, asla parlatılmış, indirgenmiş ve asla sözsüz olmamıştır; şiiri merkezci noktalara yuvarlamak, onu deneysel şiir kamburuna  evirmek, bilgi piyasasından sürülen bilgi parçacıklarını şiire sokarak, onun, herkesin eline geçirileceği bir mal haline getirmek, şiiri insansızlaştırmak demektir, zaten bu da şiir değildir… Kurmaca evrenin görsel alt yapısını, içeriğin dekoratif fonuna yapıştırarak oluşturulan lere şiir diyebilmek, insanî özü dışta tutmak demektir… Protezlerle desteklenen, bilgisayar ürünü, yapay bir sesle konuşan, hareketsiz et yığınıdır deneysel şiir dedikleri; dünyayla bilgisayar faresini tıklayarak temas kuranların içgüdüsel tatminleridir… Deneysel stratejilerin amacı, sözcüğün belirtici gücünü tıkamak ya da kontrol etmek… Dilin ele verdiği insan olma korkusudur deneysel yazarların tüm leri. Onlar kendilerini dil tarafından dolandırılmış insan olarak kabul ederler ki bu doğru olamaz. Şiiri görsel klişeye dönüştürmeye çalışmak ona karşı ihanettir. Günümüzde şair olmayan şairlerin teknolojik arayışları olarak tanımlanabilir bu deneysel ler. Prizmatik alt katmanlara ayırdıkları şeylerin altında  kalmışlardır deneyselciler… Gündelik koşulları, anlayışları, zihniyet dünyasını elinin tersiyle iter şiir…  Hükmedilecek bir şey değildir o.

Ahmet Oktay: “Şiir, görünenin olduğu kadar görünmeyenin, bilinirin olduğu kadar bilinmeyenin de peşinde koşan sanattır.” diyor. İdealist anlayışın bilimselliği kuşattığı bir dünyada, çağının ünlemlerini, sorularını, seslerini taşımayan dizeler, pragmatist niyetle zamana ve mekâna göre değişen yargılardan öteye geçemeyecek güdüklüktedir. Şiir, aklın araçsallaştırılması ile saldırganlığın, otoriteciliğin, ırkçılığın, bölgeciliğin içine sokulmak istenmektedir. Oysa şiir, otoriter yapılanmanın meşrulaştırılacağı bir alan değil, insanı kuşatan, insan için yaşanılır dünyayı olanaklı kılan edimdir. Şiir, bizi dünya hakkında edindiğimiz ilk algılarımıza bağlayarak, bilinçlenmemizi ve insanî olmamızı sağlar; insanın en derininden doğar…

Şiir, şeylerin nedenini, nasılını, özünü, yazgısını  tüketerek, tüketilip de asla bitirilemeyendir. Aklın gücünü reddeder. Var olmak ister şiir; önceden verilmiş, zaten orada bulunan, etkin bir şekilde kendisini sunarak ortaya çıkan her türlü anlamı yok sayar. Şiirde anlamın yaşamsal bir itki gibi fışkıracağı tezi yanlıştır. Özne ile nesne arasındaki anlam hareketlerini karşılayan duygunun dahil olduğu yaklaşımdır da diyemeyiz şiir için. Şiir, öğrenilen, eğitimle yeni kuşaklara aktarılıp aşılanan içerik midir? Şiir, bireyin yaşayarak kazandığı bilgilerden ördüğü mimari yapı olamayacağına göre, kültürel kurumların ilkeleriyle denenmiş mimari bir çözüm de değildir. Kültürleme yoluyla okullarda öğretilemez. Kültür endüstrisinin ürettiği formasyonlar, şiir kimliğinin belirginliğini yitmesine, şiirin, birbirlerine giderek benzeyen şiir evlerine dönüşmesine yol açar. Şiiri, tüketim tavrının sonucu olarak kolaylıkla yozlaşmaya iter, kültürleme ve kültürleşme süreci diyebilirim…

Şiir, dinselliğin sunduğu tasarımların kolay algılanabilmesine yönelik bir girişimmiş gibi, bazı gruplarca böyle algılanıyor, dinin gerçeklerini, onun uzantılarını biçimlendiren yapısal koşulları da içine alan bir tepki olarak yükseldiğini öne süren bir gölge olayı ile karşı karşıya. Şiiri, dinsel bir giysi içerisinde üretme olanağı yoktur olsa bile genelin bilgisi olarak yiter şiir. Yaşantı içinde bize parçalanmış olarak öğretilen dinselliğin, şiirde yararlı nesne kıvamında sunulabileceği  konusunda şüpheliyim. Din, sanatsal olmayan bir gereksinim olduğuna göre, şiirde soyut bir kendiliğe yol açar . O da şiir değildir kanımca…

Şiir taşkınlıktır, aşırılıktır, yasalara meydan okumaktır ama kayıt olmaksızın katılmadır da. O, sürekli yer değiştirerek, kendi içindeki sınırlılıkları bile yok ederek varlığını sürdürür. Olmak ve olmamak arasındadır; kurallar ve tüm sınırlar onu bağlamaz. Kültürel marjinalliğe özgü bir tür protesto değildir. Emperyalist estetiğe yüz vermez; yeni bir güç biçimi doğurarak, kendi kendini reddetme düşüncesini içinde barındırır… Bilinç ile dünya arasındaki ötekidir. Hiçlikle yüz yüze gelmediği gibi, hiçliğin karşısında geniş katılımlı bir cephedir. Eleştiricidir, belirsizliklerin, kuşkuların ortasında yaşama tutunmaktır; yönünü insanlığın somut ve tarihsel koşullarına çevirerek işini görür. Kimi zaman akılcı olmayan istekleri de yığar şiir. Sanatı eğlence olarak görenlere eğretilemedir; şiir her şeyi söylemeye izin veren bir kurum da denebilir. Yaşamsal olmayan ölü derileri tek tek sıyırarak, yeniden bir doğuşu müjdeler insanlara; bunun mistizmle yakından uzaktan ilgisi yoktur. Şiir, mistizmin döllenişine karşı sürekli tetiktedir. Şiir, insanın metafizik etkinliği olmayı yadsır. Metafizik döngüdeki gedikleri gösteren boşluklar üretmez şiir. Şiir, bizi bedenlerimizin dışındaki uzamdan ayıran sınırları sağlamlaştırarak dünyaya saçar. Şiir, iletişim değildir, çünkü o, bilgi, kesin bir öneri, bir niyet emri iletmez. Şiir artan bilgileri özümsemez, aksine daha az bilgiyi özümsememiz için bizi koşullar. Ulaşılmaz kusursuzluktan bizi alarak, büyük tanıklıklar sunar.

“Şiir kendini maskara etmediği sürece, bir değeri ya da çekiciliği yoktur.” gibi bir anlayışla karşı karşıyayız. Şiirin halk yığınlarına ulaşmasının yolu, onun gösteri haline getirmektir diyemeyeceğiz elbette. Şiirin gösteri dünyasına girerek, sanatsal bir eğlenceye dönüşmesini bekleyen  sıradan okurun ya da şairin, popüler eğlencenin yöntemlerini ve malzemelerini kullandıkları görülmektedir. Sıradan olanı şiir gibi algılayan ya da onu gösteriye dönüştürenler – şiiri, sıradanlığın temel öğesi olduğuna da işaret ederler-  “ kendini dışa vurmanın ilkelliği” içinde kirlilik yaymaktadırlar. ( bkz. tv programları, Posta Gazetesi şiir köşesi, heves dergileri vb. Bunlar iktidar olarak görülmektedir. İktidar oyunlarının mübadele nesnesi olmamıştır ama, şiir, iktidar iddialarını meşrulaştıran basit bir araca indirgenmektedir günümüzde… ) Nedense bu kirliliği şiir diye yutan masum, saf ve doğal okur boşa kürek çektiğini anlayamamaktadır, nihilizm bataklığında… Bu bataklıkta, eğlenmek amacıyla normalleştirildiğini, tüketilmek istenen başka heyecanlara sürüklendiğini sanmaktadır… Bu bağlamda, ilkel sahiciliğin simgesi değildir şiir, eğlence malzemesi olmamıştır. Şiiri eğlence anlayışıyla yönetmek, onu izlediği yaratıcı yoldan koparmanın bir yolu olarak gözükse bile, şiir, ruhun sığ görünmesini ve duygusal gerçeğe ilişkin bellek yitimini engeller. Şiir, çabuk tüketilir tabloid kalıba sokulmamalıdır, çünkü o sonsuz bir saygı ister…

            Şiir, aklın yönetimine boyun eğmek üzere geleneğin ve arzunun baskılarına direnemiyormuş gibi gösterilmektedir. Özneyle aklın, bilinçle bilimin etkileşimlerinin dışında bir kulvardadır şiir. Kaldı ki, o, bir şeye uygun davranma idealini reddeder; varlıktan sıyrılarak varoluşa giren, yasayı ve dünya düzenini asla kabullenmeyen yapıdadır. Düzen ahlakına, tanrısal lütuflara çağrıda bulunmaksızın, toplumsal rollerin ve  ahlaksal yargıların karşısında üstünlüğünü ilan eder. Duyumların, kanaatlerin ve inançların ardında fiziksel ve kimyasal açıklamalar yapmaz; büyülü tutumların ve inançların ayakta durduğu yer değildir şiir… Her ahlaksal yargının kapsadığı piyasa karşısında mesafeli tutumu önemlidir; böylesi çarpıtmalara karşı koruma sunar. Arzuyla yasanın, haz ilkesiyle gerçeklik ilkesinin çarpıştığı yerin dışında, tüketim ve uyum sağlama tutumlarının çok uzağında, şiir, kendi kendinin yaratıcısı ve toplum üreticisi olur. Şiir, insanın insana egemenliğini ve yine insanın bir nesneye ya da bir nesnenin parasal karşılığa dönüşmesini engeller. Çünkü o, yaşama yönelik bir çözümü dayatır…

            Yüzeyi, yapay yönü tanımak; dile getirilmiş olanı kabul etmek… Günümüz insanının böyle maskelendiğini düşünüyorum. Oysa davranışların ya da sözün gizli noktasındaki yaşamı, farkındalığın aşırılığına varmaksızın, sunar bizlere şiir… O, bizden hiçbir adak, hiçbir gönül borcu istemez; sıradanlaşmış, donuk, iğdiş edilmiş ve gelmekte olan fırtınayı savuşturmaktan aciz, dünyevi vampirlerin katliam melodisiyle dans eden tutumları ayıklamayla yükümlüdür. Dünyevi ve ruhani saadetin nevrozunu yüceltmeksizin, insanı arındırır ve bütün metafizik istemlerin baskılarına direnen kuşkuculukla işini görür…  Zincirler arasında bile zincir düşüncesini parçalar.

Şiir; fizik, kimya ve mekanik ağaçlarının yarattığı sapmaları işaret etmez. Bilim ve teknoloji, şiir gölgesinde varlık sürdürüyor demek istemiyoruz. Şiirin olgun meyvelerinin, bilim ve teknoloji meyvelerinin yanında  yeterince olgun değilmiş gibi görünmesinin ardında, şiirin, mekanik karakterlere yüz vermemesi yatıyor denebilir. Robotumsu günlük yaşam hallerinin narsist biçemde yalıtılması, şiirin dışındadır; şiir, insanî kaygılar konusunda umursamazlığa ayna tutmaz. Yapay bir benlik değildir şiir…

            İnsan, şeyler arasındaki bir şey değildir; şeyler birbirini belirler ama insan son anlamda kendini belirleyen bir varlıktır. Şiir de öyledir. Her zaman çarpıtılmış, yer değiştirmeye uğratılmış bir biçimde mevcut olan nedenmiş gibi gösterilmeye çalışılsa da şiir, tam tersine, boşluğu ve yokluğu göstererek, folklorik ötekilikten sıyrılır ve kendi içine kapalı kralcı arzuların ( cemaatleşme de denebilir buna ) pusuya yattığı nostaljik, gerici her tür formasyonları lağveder.

Şiiri, belli bir ırkı dile getiren ve onu alıp açık seçik tanımlanmış ereğe doğru koşturan ortak bir gayenin gerçekleştirilmesi diye kabul edersek, gizli kayalıklara ruhumuzu bindiririz diyebilirim. Irkçılık, keyfiliğin toplumsal alana fışkırdığı ayrıcalıklı alandır.  Öznelerin keyiflerini milli mitler olarak algılamamızı istemez şiir; milli şeylerin mülkiyetini reddeder… Şiirin güçlü elleriyle düzene konmuş yaşam seli içerisinde, evrensel olanın ufkunda kocaman bir kitle oluşturarak, şairin, üst üste yığılmış harika nesneleri belli bir bireşimde toplama yollarını göstermesi gerekmektedir. Şiir, insanları ırklara ayırmaz. Umut kırıcı tekdüzelikle birbirini izleyen, yinelenen ırkçılığın ormanlarında, üst üste ağdığı her şeyi tek tip kılan yoksun bir doğa olarak algılıyorum ırkçılığı, şiir omuz vermez hiçbir şeye. Irkçılık kocaman bir mırıltıdır.

Şiir, dölleme eyleminin cansız yere serildiği bir şey değildir; yüzyıllarca biriktirdiği dış zenginlikleri, köklü zenginlikler halinde geleceğe aktaracaktır. Evrenin tüm öğelerini yeni bir üretken oluşumla  insanî düzene sokan, yaşamı ve onun devindiği uzayı insanlaştıran dingin güçtür o… Dünyadan gelen sesleri devşirme konusunda kayıtsız değildir. Yeni bir düzen içerisinde özümlenen ve yeniden yaratılan  şiirin dünyasında maddesel şeylerin insanî  biçemlere dönüştürüldüğü doğrudur.  İnsanın, öykü ve roman içinde ancak törensel değerini arttıracak etmenler bulunurken, şiir zihnin üst kabuğundaki devinimleri dile getirir. Şiir, kendi iç doğrusuna yaklaşan bir dünya gösterir; orada insan duyularının bulunabileceği bütün zihinsel bağlar yardımıyla, insanları birbirine bağlayacak tüm olanakları üretir ve

kullanır.

Hastalıklı özenciliği yüzeysel bayramlar olarak nitelersek, egemenliğini sanalda donuk imlerle yaşamaya çalışan tüccar şairlerin şatafatlı durumları, günümüz şiirinin doruk noktası olarak gösterilmektedir. Çileci, sert ve hastalıklı yüzlerle, yamyassı olmuş kişiliklerin vasat bile olamayacak karalamalarına şiir diyemeyeceğiz. Gizemsel yumuşaklığını uykuya çekilmiş kanallar boyunca, oradaki yaşamın sönüklüğünün farkına varmaksızın, şiir kapısını, bacasını sessizlikle tıkayan sanal şairlerin (!) kirlilik yaydığı ortadadır. Sanalda yaratılan uyumların arılığı varmış gibi, özentisiz kararlılıklar, el değmemiş görkem gibi sunulmakta, nöbetleşe uzayıp giden kirliliğin halkaları şiire maledilmektedir. Sanalda ortaklaşa bir uygarlık kurulduğu söylenebilir.  Sanal gürültüsünün patırtısının, şiire, yaşamın bütün biçimlerini sokacağı bezemesi olmayacaktır.  Kafası güçsüzleşmiş, çürümüş sanal şairlerin krallık zambağını, hiçe bulamıştır şiir zaten. Hiçbir etkide kalmaksızın tek kişiyi, büyük kalabalık haline getirdiği çağın yöntemidir şiir; ilkelliğin en darından şiirin öğüt alacağını düşünmek saçmalıktır. Her şey aynı derecede önemli değildir, şiir ve sanal arasında karşılıklı yankıları beklemek mırıldanmak bile olamayacaktır… Sanal kendiliğe dönüşme ihtimali yoktur şiirin…

Geçmiş dönemdeki şiirler, şimdikinin anahtarını vermemektedir. Geçmişte, soğuk, mesafeli bir soyutlamayı işaret ediyordu yazılanlar denebilir parantez açmak şartıyla. ( Elbette insanı önceleyen, nesnenin ulaşılmazlığı örgütünde bulunmayan, katı bir kurgusal formülle oyunculuğunu göstermeyen,  göksel idealle şiir yazmayan şairlerimiz var.) Eskinin, maddesiz bir bilgeliği cisimleştirerek feodal efendi egemenliği kurma istemi günümüzde aşılmış durumdadır. Okurun rasgele anlamsız taleplerine artık şiir yanıt vermiyor. Şiirin, “keyfi çilelerden geçmeyi zorunlu kılan hissiz bir boşluk”  olmadığını, onun koşulsuz bir karakteri olduğunu, koşullarla şiirin muhafaza edilmeyeceğini herkes bilmelidir. Karşılıklı gönüllü bir ortaklık ya da sözleşme gibi algılansa bile, şiir, şair ego – idealinin narsistlik yansıtımı işini gören pasif bir şey hiç değildir.

Ne dengeyi devreye sokmak ne de aşırılığı düzenlemek…  Her zaman aynı yöne dönen kaçma çabası olamaz şiir; sabit bir kimlikle dolaşmaz… Tutarsız keyif tarzlarına meyilli değildir. O, yaşamın dinginsizce metalaştırılmasının önünde güçtür; meta fetişizminin yansımaların göremeyiz onda. Kendi zıttının biçimi değildir. İktidar ve para için verilen acımasız mücadeleden arınmış yaşamlarla kurulan şiir, yolsuzluğu, demagojiyi, mümkün kılmaz.

Şiir hiçbir önerme oluşturmaz, bütün olarak değerlendirildiğinde önerme niteliği kazanır. Bu bilgi midir, değil midir? Bilgi, şiirden çıkarılan bir şey değildir; bilgi açısından şiirin değerlendirilmesi ve yargılanması mümkün olamaz. Bilgisel donanım estetik formu lekelemekte midir? Kültürle oynaşım, şiirle uyuşum olarak algılandığı sürece evet diyeceğiz bu soruya. Bilginin inatla ve kesin bir tutumla reddini savunmuyoruz; bilginin zaman zaman insanla ilgili değerlerin mekanikleşmesini sağlayan bir sınırla şiirde birebir bulunmayacağını işaret etmek istiyoruz. Kavramsal olmayan nesneler olarak algılandığında, şiirin bilgi olduğu savlanabilir ancak. Bilgisel kurgulayım, şiiri ham kılar denebilir. Kitleleri didaktik amaçlar doğrultusunda etkinleştirmek şiirin dışındadır… Şiir, fikirlerin açık seçik sergilenmesinde kullanılabilecek araç değildir; şiir, mantığın izlediği adımlara koşut da gidebilir, onu yerle bir de edebilir. Varlığı gereği, şiir düzen istemez, felsefe gibi. Çokyanlılığı ve anarşistliği sayesinde, taşkınlıktır, aşırılıktır; bilgi ve doğruluk olarak algılanmasını da çürütür…

Şiirsel görüngüler karşısında niteliksiz kültürel ürünlerin ( kiç de denebilir) ezici yoğunluğuna terk edilmemiştir şiir günümüzde. “Edebiyat dergilerinde şiir kitaplarının satmadığı, şiir okurunun azaldığı, yayınevlerinin şiir kitabı basmaktan çekindiği vb. konularının uzun uzun tartışılmasını” bir kenara iterek, Türkiye'de kitap okuma oranının oldukça düşük olduğunu, zaten okumayan bir toplumda şiirin okunmasını beklemenin de safdilliktir olacağını özellikle vurguluyoruz. “Şiir bu coğrafyanın ekmeğidir.” İnsanlık varolduğu sürece de şiir ölmez. Yüksek yaşama yönelik içsel yönüyle hep varolacaktır. Şiir dünyasında ciddi ve belirgin bir biçimde yanlış giden bir şeyler vardır; bu, şiirin yok olduğu anlamını taşımamaktadır.

Bu yazı boyunca şiir dini oluşturmak gibi bir kaygı güdülmemiştir. Şiir yaşamı kötülüklerden sıyırabilir, karşısındakinin insanlığını da ortaya dökebilir ama şiir asla inanç şehitliği olmamıştır. Şiir ne bir iman biçimidir ne de vaaz verme tekniğidir.

Şiir, insan içindir… insan olma içindir…

 

 

Fuat Çiftçi

ETİKETLER : şiirin çağrısı fuat çiftçi
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer GÜNÜMÜZ ŞİİRİ haberleri
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
Şiiri Özlüyorum - Fuat Çiftçi
© Copyright 2013 nothing.
ŞİİRİ ÖZLÜYORUM
Ana SAYFA
İletişim
Şiiri Özlüyorum Dergisi
Mobil Site
ÖDÜLLÜ ŞİİR KİTAPLARI
Behçet Aysan Şiir Ödülünü Alan Kitaplar
ŞİİR ÖDÜLLERİ
Behçet Aysan Şiir Ödülü
Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü
Kıyı-Ruhi Türkyılmaz Şiir Ödülü
ARKADŞ Z . ÖZGER ŞİİR ÖDÜLÜ
ŞİİR GÜNDEMİ