Fuat Çiftçi İle Ağrılı Renk Üzerine Söyleşi

“babasız evlerde ne çok/ yorgun kiremitler/ yalnızlık, göç” diyorsunuz Arılığın Giysisi adlı şiirinizde. Şiir yazarken yaşamı kaçırmamak ve onunla hesaplaşmak… Bunları damıttım şiirlerinizde. Şiirinize ilişkin ipuçları
Bu haber 2015-02-21 20:46:14 eklenmiş ve 1013 kez görüntülenmiştir.

FUAT ÇİFTÇİ İLE AĞRILI RENK 1  ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Söyleşen: Yunis Çağlar*

Ağrılı Renk’te sözcükler elekten geçirilmiş gibi… Varsıl sözcük sofrasında, ölçülü tedirginlikle yazılmış şiirler mi bunlar?

Hayatımda en çok yeri şiire açtığımdan mı nedir, seçilmiş yalnızlıklar içinde kendime yaşam kılavuzu olarak sözcükleri ve onların bir dizede eşleşmesini aldım. İğneyle kuyu kazarcasına sözcüklere eğilirim. Şiirde kullanacağım her bir sözcüğün bir diğeriyle bağlantılarını sıkı sıkı yoklarım. Bunu, dizelerde, iyi-kötü uzlaşma sağlayıncaya kadar hep yaparım. Dil ile kıran kırana alışveriş yapmışımdır hep. Kimi kez Hacivat-Karagöz örneği, inşaatı, şamatayla geciktirir; şiir inşaatında, sözcük tuğlasının harçla nasıl tutunduğunu gözlemlerim. Perde içinde perde açarak, mekânları, zamanları bitişe değin kararım. Buna ister sözcük defilesi deyin, ister perdeyi viran eylemek deyin, unutuşun bağrından derdiklerimi dizelere dökerim. Bunlara sözcükleri elekten geçirmek mi, varsıl sözcük sofrası kurmak mı denir, işte onu bilemem. Ölçülü tedirginlik mi dediniz? Teraziden uzak şiir yazdığımı söylesem… Kırılma ve kopuş arasındaki ruh hâlini çözebilmek zor olsa gerek. Dönüşümlerden geçerken, şiire, sancılı yer arayışımın adını tedirginlik olarak koyabilirsiniz, ama bunun için size bilet veremem…

“babasız evlerde ne çok/ yorgun kiremitler/ yalnızlık, göç” diyorsunuz Arılığın Giysisi adlı şiirinizde. Şiir yazarken yaşamı kaçırmamak ve onunla hesaplaşmak…  Bunları damıttım şiirlerinizde. Şiirinize ilişkin ipuçları verir miydiniz?

Şu anın savruk halini, yaşamın değer bunalımını, hem ilkel hem de naif olanının yakınlığının ötekine koşulunu eşelemek, yaşamı kaçırmamak ise söyledikleriniz doğru. Yaşam, renkli yol üstü levhaları olsaydı, bu lâbirentte define avcılarınca haraba evrilen antik yaban olur muydu şiir? Yaşamın “puzzle”ını kurmakla başlar işe, şiir. Çoğul bakıştır bu! Yaşamın şiire, şiirin yaşama maya yarattığı yeri belirleyebiliyorsanız, çakınızı ancak yaşamla hesaplaşmak için kullanabilirsiniz. Başkalarını öfkelendirmeyi severim dilimi çalışırken; yaşamın çekirdeğini, eğilimini ve nabzını çoğu kez öngöremesem de, derinliğin uzaklığını hizama alırım. Bu yüzden, şiirimin her seferinde farklı gizini, yaşamdan uzağa itmem. Şiirim hakkında konuşmayı isterim de, ürpertici bir monolog yaratırım diye de korkarım. Kendi dilimin yüzlerce şairinin diline dolanırımın korkusu diyelim gitsin. Bir- iki tümceyle özetlersem, toplumcu ve sınıfsal kesitlerin damarından uzakta, yatağını kazarak, kendini tazeleyebilecek uçları örtünerek şiir yazmaya çalışıyorum. Yüksek gerilim hatlarını severim. Sorgulayıcı bakışı yüksek rakıma oturtarak, yaşamdan şiir devşirebilmeyi, kafamı gözümü kırmayı yeğliyorum. Çünkü şiirin tekrarı yoktur, yaşamın da…

Gerilimler, kuşkular, kimi mutsuzluklar, kitabınızdaki diğer buluntularım… Dünya ile kendinizin arasında oluşan gerilimli ilişkide, şiirin konumlandığı yer neresidir?

Şiir, “ben” olma serüvenimdir ilk önce! Ben'in inşasıdır şiir… Koca bir inşa süreci… Hani, sokakta çocuklar mendil satmak için ısrar ediyor, insanlar da almamak için gerilim yaratıyor ya, benim gerilimim de buna benziyor. Ben şiirde ısrar ediyorum, aldırmayan aldırmıyor. Ya da, din ile felsefe arasında gerilimli ilişki gibi bir şey; şiire varırken şairin kendini oldurmaya çalışması.“Israr-gerilim” ilişkisinden şiir kotarmak mı deseydim? Şiir sözcüğü bile keşfeden bir sözcüktür. Şiir, dünyayı imar yoludur! Şiir, varlık evidir. Şiir, bizi dünya hakkında edindiğimiz ilk algılarımıza bağlayarak, bilinçlenmemizi ve insanî olmamızı sağlar; şiir, insanın en derininden doğar, demek isterim.

‘şiir, insan’ diyorsunuz dizelerinizin birinde. Kitabınızın girişinde de bir epigraf var: “Ölçü, insanda görünmektir” İnsan gerçekliğini ve şiirin insanı dile getirişini nasıl açıklarsınız?

"Şiir, insan ruhunun kalesi" sözünü kimin söylediğini hatırlayamadım. Doğru söz bu. Şiir, insan eksenlidir. İnsanı çözdüğümüz zaman şiiri, şiiri çözdüğümüz zaman da insanı çözeriz gibime geliyor. Neyin sınırı insandaki kadar geniştir? Bu geniş alanı, tüm hatlarıyla tek şiir ele alabilir kanısındayım. İnsan, her şey arasındaki bir şey değildir; şeyler birbirini belirler ama insan son anlamda kendini belirleyen bir varlıktır. Şiir de öyledir. Şiir, bizi bedenlerimizin dışındaki uzamdan ayıran sınırları sağlamlaştırarak dünyaya saçar. Şiir, insanın insana egemenliğini ve yine insanın bir nesneye ya da bir nesnenin parasal karşılığa dönüşmesini engeller. Çünkü o, yaşama yönelik bir çözümü dayatır… Söylemek istediklerim tam da bunlardı… “Ölçü, insanda görünmektir” diyordu Hüseyin Çiftçi, değil mi?

Şiirlerinizde geçen özel isimler var: Karacaoğlan, Ece Ayhan, İlhan Berk, Neşet Ertaş, Ruhi Su. Bu adlarla akrabalığınızı açıklar mısınız? Onlar, şiirlerinizin de akrabaları değil mi?

Şiirlerimde geçen adlarla, benim aramda anonim ortaklık paydası sezinlemiyorsun umarım. Onların yapıtlarından etkilenmeye alışmış görünmekten de çekinirim doğrusu. Onlarla benzerliği değil akrabalığı yeğlerim. Birkaç parçam onların içinden geçer, bu doğru. İlhan Berk ve Ece Ayhan, yapıtlarına eğildiğim döndüğüm şairlerdir. Bu iki şairle “temas” bağlamında şiirimin bahtı açıktır. Karacaoğlan, kumamdır. Onun mahremi beni ilgilendirmiştir; ağrılarıma ilmek atmadaki tekniği, içime ve gizime sokuluş ustalığı, bende, baştan uca onu, dopdolu tutan nedenlerdir. Karacaoğlan’ı Fransız şair Ronsard’a benzetmişimdir ama bizimkisi aynı dilbere yanmamıştır! Ruhi Su, seçilmiş yalnızlıktır bende. Neşet Ertaş’ın sesini duyumsamamak tenha bir raftaymışım hissini uyandırır. Onlar büyük sulardır! Daha ne diyeyim?

Dergicilik, öğretmenlik ve şairlik… Bunları bir koltuğa nasıl sığdırıyorsunuz?

Dergicilikte çürüdüğümü itiraf etmemi istemiyorsun değil mi?  Birlikte düşünme gereksinimi, iktidar politiğiyle hareket etmeksizin, özgün ve özgür arayışlar uğruna dergiyi, Şiiri Özlüyorum’u ayakta tutmaya çalışıyorum, 8 yıldır (8 yıl, Sekiz Ağrılı Renk sayılır mı?). Dergicilik, işin çilesini çekmeyenlerin yapabileceği bir şey değil, şairlik de, öğretmenlik de…  Ahmet Ada, Şiiri Özlüyorum için: “Avanos'tan dünyaya giden varoluşun gerilimli salvosu./ Güzel papirüs.” diyordu internette. Çürümeye karşı tek kişilik bir ordu gibi, dergiyi ayakta tutmaya çalışmam, beni, dergiyi gerilimli göstermeye yetiyor. Bunu olumlu olarak görüyorum. Bitmeyen bir büyüyüş ve doğuruş var mıdır ki, kabuklarını çatlatıp serpilmek için şiirden güç almamış olsun? Ben de şiirden güç alarak, dergiciliğin yanında, şiir yazarlığına (Haydar Ergülen’in kulakları çınlasın!) ve öğretmenliğe devam ediyorum. Şiir, kendinden gebe kalan, doğuran, kendine çeken birleşik tektir benim için. Bütün uğraşım bu uğurda işte!

1Ağrılı Renk, Fuat Çiftçi, Hayal Yayınları, Ağustos 2009

 

*Tekirdağ Bel. Anadolu Öğretmen Lisesi TDE Öğretmeni

ETİKETLER : yunis yunus çağlar "behçet aysan" ödül şiir kitap 2010 fuat çiftçi ağrılı renk
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer SÖYLEŞİ haberleri
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
Şiiri Özlüyorum - Fuat Çiftçi
© Copyright 2013 nothing.
ŞİİRİ ÖZLÜYORUM
Ana SAYFA
İletişim
Şiiri Özlüyorum Dergisi
Mobil Site
ÖDÜLLÜ ŞİİR KİTAPLARI
Behçet Aysan Şiir Ödülünü Alan Kitaplar
ŞİİR ÖDÜLLERİ
Behçet Aysan Şiir Ödülü
Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü
Kıyı-Ruhi Türkyılmaz Şiir Ödülü
ARKADŞ Z . ÖZGER ŞİİR ÖDÜLÜ
ŞİİR GÜNDEMİ